“
Each thinking mind is a political mind.
”
”
Zaman Ali (HUMANITY Understanding Reality and Inquiring Good)
“
A society without democracy is a society of slaves and fools.
”
”
Zaman Ali (ZAMANISM Wealth of the People)
“
No one should need to be big enough to destroy others and all of us must have to be powerful and resourceful enough to protect ourselves.
”
”
Zaman Ali (ZAMANISM Wealth of the People)
“
Creating individuality, which creates and protects others' individualities is good.
”
”
Zaman Ali (MORALITY An Individual Dilemma)
“
Nothing is good enough; we must know and have it all.
”
”
Zaman Ali (EVIDENCE To Know and Have It All?)
“
From the day to till the day there are two humans living together they were and they will be involves in political process.
”
”
Zaman Ali (HUMANITY Understanding Reality and Inquiring Good)
“
Books have the power to create, destroy or change civilizations.
”
”
Zaman Ali (HUMANITY Understanding Reality and Inquiring Good)
“
Justice is not natural among people, but the struggle for justice is the most noble act in society. Because justice may not be possible, but as it’s the way toward the desired society for each one to live in, that’s why its struggle is noble and regard as the highest act.
”
”
Zaman Ali (GOVERNMENT Servant, Not Master)
“
Hayat birbirinde ayırdıklarını, kısa bir müddet için tekrar yaklaştırır gibi olsa bile, uzun zaman yan yana bırakmıyor. Geçen günleri bir daha geri getirmek mümkün değil ve sadece hatıralar iki insanı birbirine bağlayacak kadar kuvvetli değil.
”
”
Sabahattin Ali (Kuyucaklı Yusuf)
“
Zamanism is about creating power and private resources for all in society by destroying bureaucratic and monopolistic control on society.
”
”
Zaman Ali (ZAMANISM Wealth of the People)
“
The problem is not only with what’s right and wrong but the problem is with who decides about what’s right and wrong.
”
”
Zaman Ali (MORALITY An Individual Dilemma)
“
Zaten küçüklüğümden beri saadeti israf etmekten korkar, bir kısmını ilerisi için saklamak isterdim... Bu hal gerçi birçok fırsatları kaçırmama sebep olurdu, fakat fazlasını isteyerek talihimi korkutmaktan her zaman çekinirdim.
”
”
Sabahattin Ali (Kürk Mantolu Madonna)
“
Kalabalık beni sahiden sıktı. Ben ikide birde böyle oluyorum, bazen bütün insanları boyunlarına sarılıp öpecek kadar seviyorum, bazen de hiçbirinin yüzünü görmek istemiyorum. Bu nefret filan değil… İnsanlardan nefret etmeyi düşünmedim bile… Sadece bir yalnızlık ihtiyacı. Öyle günlerim oluyor ki, etrafımdan küçük bir hareket, en hafif bir ses bile istemiyorum. Fakat sonra birdenbire etrafımda bana yakın birilerini arıyorum. Bütün bu beynimde geçenleri teker teker, uzun uzun anlatacak birini. O zaman nasıl hazin bir hal aldığımı tasvir edemezsiniz. Kış günü sokağa atılmış bir kedi gibi kendimi zavallı hissediyorum.
”
”
Sabahattin Ali (İçimizdeki Şeytan)
“
To know and have it all is about individuality because each one has the right not to live under the mercy of anyone with more power. So, for freedom and protection, one desires to know and have it all, but the questions remain.
”
”
Zaman Ali (EVIDENCE To Know and Have It All?)
“
Knowledge leads towards different kind of societies then those societies don’t relate with each other because people in those societies think, act and reacts with their knowledge that create different ways of life and different recognition of humans.
”
”
Zaman Ali (HUMANITY Understanding Reality and Inquiring Good)
“
25 Mart 1935 adlı mektuptan
Etrafın seni sıktığı zaman kitap oku… Ben şimdiye kadar her şeyden çok kitaplarımı severdim. Bundan sonra her şeyden çok seni seveceğim ve kitapları beraber seveceğiz.
”
”
Sabahattin Ali (Canım Aliye, Ruhum Filiz)
“
One can only describe the human but can never define it because humans are complex in their nature.
”
”
Zaman Ali (HUMANITY Understanding Reality and Inquiring Good)
“
Dünyada sizden, yani bütün erkeklerden niçin bu kadar çok nefret ediyorum, biliyor musunuz? Sırf böyle en tabii haklarıymış gibi insandan birçok şeyler istedikleri için. Beni yanlış anlamayın, bu taleplerin muhakkak söz haline gelmesi şart değil. Erkeklerin öyle bir bakışları, öyle bir gülüşleri, ellerini kaldırışları, hulasa kadınlara öyle bir muamele edişleri var ki… Kendilerine ne kadar fazla ve ne kadar aptalca güvendiklerini fark etmemek için kör olmak lazım. Herhangi bir şekilde talepleri reddedildiği zaman düştükleri şaşkınlığı görmek, küstahça gururlarını anlamak için kafidir. Kendilerini daima bir avcı, bizi zavallı birer av olarak düşünmekten asla vazgeçmiyorlar. Bizim vazifemiz sadece tabi olmak, itaat etmek, istenilen şeyleri vermek. Biz isteyemeyiz, kendiliğimizden bir şey vermeyiz. Ben bu ahmakça ve küstahça erkek gururundan tiksiniyorum. Anlıyor musunuz?
”
”
Sabahattin Ali (Kürk Mantolu Madonna)
“
Happiness is the purpose of humans so it must need to be for the good of others otherwise one’s happiness could hurt many others.
”
”
Zaman Ali (HUMANITY Understanding Reality and Inquiring Good)
“
Yarın öldüğümüz zaman birisi bize sorsa: "Dünyada neler gördünüz?" dese herhalde verecek cevap bulamayız. Koşmaktan görmeye vakit olmuyor ki...
”
”
Sabahattin Ali (Değirmen)
“
No knowledge can summarize humans in one premise.
”
”
Zaman Ali (HUMANITY Understanding Reality and Inquiring Good)
“
İçinde hakikaten sevmek kabiliyeti olan bir insan hiçbir zaman bu sevgiyi bir kişiye inhisar ettiremez ve kimseden de böyle yapmasını bekleyemez. Ne kadar çok insanı seversek, , asıl sevdiğimiz bir tek kişiyi de o kadar çok ve kuvvetli severiz. Aşk dağıldıkça azalan bir şey değildir
”
”
Sabahattin Ali (Kürk Mantolu Madonna)
“
Humanity is about raising up each other for good.
”
”
Zaman Ali (HUMANITY Understanding Reality and Inquiring Good)
“
Human is what he decides to be.
”
”
Zaman Ali (HUMANITY Understanding Reality and Inquiring Good)
“
Struggle of power is natural in human because with power their individuality prevails over others.
”
”
Zaman Ali (HUMANITY Understanding Reality and Inquiring Good)
“
Hayatta hiçbir zaman kafamızdaki kadar harikulade şeyler olmayacağını henüz idrak etmemiştim.
”
”
Sabahattin Ali (Kürk Mantolu Madonna)
“
Human ideologies are based on human believe and acceptance of one ideology by all human is not possible as long as each human could find answers about his existence by his own mind.
”
”
Zaman Ali (HUMANITY Understanding Reality and Inquiring Good)
“
Claiming all power for the purpose of prosperity and justice in society is conflicting to its own cause, rather authorizing individual authority is the just way toward a better society, because each individual has the right to decide about himself, and for collective decision making in society, all individual has the right to provide their input in it, after that majorities’ rule and minorities’ rights is the key to move forward, otherwise its destruction of society.
”
”
Zaman Ali (GOVERNMENT Servant, Not Master)
“
..kaybedilen en kıymetli eşyanın, servetin, her türlü dünya saadetinin acısı zamanla unutuluyor. yalnız kaçırılan fırsatlar asla akıldan çıkmıyor ve her hatırlayışta insanın içini sızlatıyor. bunun sebebi herhalde, ‘bu böyle olmayabilirdi’ düşüncesi.. yoksa insan mukadder telakki ettiği şeyleri kabule her zaman hazırdır..
”
”
Sabahattin Ali
“
As our choices leads us toward certain path so let’s explore those choices so we can make right one.
”
”
Zaman Ali (ZAMANISM Wealth of the People)
“
Humanity prevails over all other ideologies because one accept it or reject it for him but he cannot deny it because it is about him.
”
”
Zaman Ali (HUMANITY Understanding Reality and Inquiring Good)
“
Bu söylediğiniz bir an meselesidir." dedim. "İçinizde mevcut olan sevgi, alaka, sarih olarak bilinmeyen bazı vesilelerle, zamanı tayin edilemeyecek olan bir anda, birdenbire birikir, yoğunlaşır; nasıl tatlı tatlı ısıtan güneş ışığı bir zaman sonra bir noktada toplanıyor ve yakmaya başlıyorsa, kuvvetini fevkalade arttıran bu sevgi de sizi sarar ve tutuşturur. Onu dışarıdan birdenbire gelen bir şey zannetmek doğru değildir. O, içimizde zaten mevcut olan hislerin bizi şaşırtacak kadar şiddetlenivermesinden ibarettir.
”
”
Sabahattin Ali (Kürk Mantolu Madonna)
“
Hiçbir şeyi, kendimi erkeklere beğendirmek için öğrenmedim. Hiçbir zaman erkeklerin önünde kızarmadım ve onlardan bir iltifat beklemedim. Bu hâl beni müthiş bir yalnızlığa mâhkum etti.
”
”
Sabahattin Ali (Kürk Mantolu Madonna)
“
The reality is; there is something which exist but what that something is; remains a question. Either because we are not capable to reveal it yet or because with time and movement it changes itself and has no truth in it. But what’s the reason for its existence without having or revealing any truth, that’s the evidence we need to find.
”
”
Zaman Ali (EVIDENCE To Know and Have It All?)
“
There is nothing right and wrong until anyone defines it.
”
”
Zaman Ali (HUMANITY Understanding Reality and Inquiring Good)
“
Whoever enforces equality itself brings inequality.
”
”
Zaman Ali (MORALITY An Individual Dilemma)
“
maria puder son birkaç dakika zarfında biraz sükunetini kaybetmişe benziyordu. bunu tespit edince memnun oldum: onun hiç sarsılmadan gittiğini görmek, beni herhalde pek üzecekti. mütemadiyen elimi tutup bırakıyor:
"ne manasız şey?.. ne diye gidiyorsun sanki?" diye söyleniyordu.
"asıl sen gidiyorsun , ben daha burdayım!" dedim.
bu sözümü fark etmemiş göründü. kolumdan tuttu.
"raif... şimdi ben gidiyorum!" dedi.
"evet... biliyorum!"
trenin hareket saati gelmişti. bir memur vagon kapısını örtüyordu. maria puder merdiven basamağına atladı, sonra bana eğilerek, yavaş bir sesle, fakat tane tane:
"şimdi ben gidiyorum. fakat ne zaman çağırsan gelirim..." dedi.
evvela ne demek istediğini anlamadım. o da bir an durdu ve ilave etti:
"nereye çağırsan gelirim!
”
”
Sabahattin Ali (Kürk Mantolu Madonna)
“
Hope is human natural right but they have to keep it.
”
”
Zaman Ali (HUMANITY Understanding Reality and Inquiring Good)
“
What’s good for individual could be bad for society but what’s good for society that will be good for individual and there is always need to choose what right for society because if it is right for society then it is right for individual.
”
”
Zaman Ali (HUMANITY Understanding Reality and Inquiring Good)
“
Humanity must need to continue because humanity is about humans and humans are nothing without humanity.
”
”
Zaman Ali (HUMANITY Understanding Reality and Inquiring Good)
“
Democracy is good for you when you are not in power and worst when you are in power and that’s why it is best form of government.
”
”
Zaman Ali (ZAMANISM Wealth of the People)
“
zaten dünya büyük bir şey değildir Hasanım Ali, kimi zaman sevdiğimiz insanın yüzü, kimi zaman hayal edilen bir dokunuşun büyüsü, kimi zaman da kapıldığımız bir hevesin genişliği kadardır
”
”
Hasan Ali Toptaş (Uykuların Doğusu)
“
People wealth consists upon their freedom, individual resources and good social life.
”
”
Zaman Ali (ZAMANISM Wealth of the People)
“
Odamda beni kitaplarım bekler. Bu yegane tesellidir. Her
eşyasını ayrı ayrı ve gayet iyi tanıdığım bu odada yalnız onlar
her zaman için yeni bir koku taşırlar. Her zaman söyleyecek
birçok lafları vardır. Mesela, masanın kenarındaki ucu kırık
mermer tütün tablasını belki yüz defa üstten, alttan, sağdan,
soldan tetkik etmiş, elime alarak saatlerce kırık yerdeki ince damarları
ve pürüzleri seyretmişimdir. O, bana artık kendi sesim
kadar bildiktir. Halbuki en çok okuduğum bir kitabın en çok
okuduğum bir satırı bile bana bazan başka şeyler söyleyebilir.
Yalnız onların böyle en mahrem taraflarını bile görebilmek için
uzun bir beraberlik lazımdır. Kitaplar yeni tanıdıklarına karşı
çok ketum olurlar. Bir kere de onlarla laubali oldunuz mu size
malik oldukları her şeyi verirler ve onlar bizim isteyebileceğimiz
her şeye fazlasıyla maliktirler. Kitapları bir kadın gibi sevenler,
yalnız bekar odalarının azabını daha az duyarlar. Ellerinde
bir kitapla beraber yattıkları, başuçlarındaki lambayı yaktıkları
zaman, bahtiyar bir evlilik hayatının daima tekrar edilen
saadetini hissederler: Kitaplarla zifafa girmesini bilen adam,
beşerliğinden kurtulmaya başlamıştır. Ve biz daima, daima beşeriz.
”
”
Sabahattin Ali
“
Yalnızlık alıp karşına kendini,
öteki kendinlerle konuşmaktır.
Bakışmaktır, öteki kendinlerle;
dövüşmektir.
Kimi zaman da, öldürmektir
içlerinden sana en çok benzeyeni,
benzemiyor diye.
Yalnızlık, öldürmektir.
”
”
Hasan Ali Toptaş (Yalnızlıklar)
“
bir akşam eve dönerken mahallenin bakkalına uğramış, öteberi almıştım. tam kapıdan çıkacağım sırada, karşı evin bir odasında kira ile oturan bekarın radyosu weber’in oberon operası uvertürünü çalmaya başladı. az daha elimdeki paketleri yere düşürecektim. maria ile beraber gittiğimiz birkaç operadan biri de buydu ve onun weber’e hususi bir muhabbeti olduğunu biliyordum; yolda hep onun uvertürünü ıslıkla çalardı. kendisinden daha dün ayrılmış gibi taze bir hasret duydum. kaybedilen en kıymetli eşyanın, servetin, her türlü dünya saadetinin acısı zamanla unutuluyor. yalnız kaçırılan fırsatlar asla akıldan çıkmıyor ve her hatırlayışta insanın içini sızlatıyor. bunun sebebi herhalde “bu öyle olmayabilirdi!” düşüncesi yoksa insan mukadder telakki ettiği şeyleri kabule her zaman hazır.
”
”
Sabahattin Ali (Kürk Mantolu Madonna)
“
Good and bad lies within and without one other loses its mean and essence.
”
”
Zaman Ali (HUMANITY Understanding Reality and Inquiring Good)
“
It is greed that makes us human as it could be for good or bad.
”
”
Zaman Ali (HUMANITY Understanding Reality and Inquiring Good)
“
Benimkisi, hiçbir zaman hiçbir şeyle açıklanamayacak kadar derin, hiç kimsenin anlayamayacağı ölçüde karmaşık ve acayip bir yorgunluktu.
”
”
Hasan Ali Toptaş (Bin Hüzünlü Haz)
“
Ne zaman umudun azalsa seç bir yıldız yukarı bak
Bir çizgi çek dik açıyla kalbim altında olacak
Dün geçti bugün de geçer aslolan bir gün kavuşmak
'İmanın en sevdiğim şartı Meleklere inanmak...
”
”
Ali Lidar
“
Bazen insan avunmak için başka çare bulamıyor ama, sen nefsine hâkim ol. Biraz daha yaşlandıktan sonra nasıl olsa başlarsın. Hatta o zaman lazımdır da. Akşamdan akşama iki kadehin zararı yoktur. İnsana dünyayı unutturur. Eh, bu dünya da unutulacak dünya zaten...
”
”
Sabahattin Ali (Kuyucaklı Yusuf)
“
Berlin'de yalnızsınız değil mi?" dedi.
"Ne gibi? "
"Yani... Yalnız işte... Kimsesiz... Ruhen yalnız... Nasıl söyleyeyim... Öyle bir haliniz var ki..."
"Anlıyorum, anlıyorum... Tamamen yalnızım... Ama Berlin'de değil... Bütün dünyada yalnızım... Küçükten beri..."
"Ben de yalnızım..." dedi. Bu sefer benim ellerimi kendi avuçlarının içine alarak: "Boğulacak kadar yalnızım..." diye devam etti, "hasta bir köpek kadar yalnız..."
...
Şuna dikkat edin ki, benden herhangi bir şey istediğiniz gün her şey bitmiş demektir. Hiçbir şey anlıyor musunuz, hiçbir şey istemeyeceksiniz… Dünyada sizden, yani bütün erkeklerden niçin bu kadar çok nefret ediyorum biliyor musunuz? Sırf böyle en tabii haklarıymış gibi insandan birçok şeyler istedikleri için… Beni yanlış anlamayın, bu taleplerin muhakkak söz haline gelmesi şart değil… Erkeklerin öyle bir bakışları, öyle bir gülüşleri, ellerini kaldırışları, hulasa kadınlara öyle bir muamele edişleri var ki… Kendilerine ne kadar fazla ve ne kadar aptalca güvendiklerini fark etmemek için kör olmak lazım. Herhangi bir şekilde talepleri reddedildiği zaman düştükleri şaşkınlığı görmek, küstahça gururlarını anlamak için kafidir. Kendilerini daim bir avcı, bizi zavallı birer av olarak düşünmekten asla vazgeçmiyorlar. Bizim vazifemiz sadece tabi olmak, itaat etmek, istenilen şeyleri vermek… Biz isteyemeyiz, kendiliğimizden bir şey veremeyiz… Ben bu ahmakça ve küstahça erkek gururundan tiksiniyorum. Anlıyor musunuz? Sizinle bunun için dost olabileceğimizi zannediyorum. Çünkü halinizde o manasız kendine güvenme yok… Fakat bilmem… Ne kuzuların ağzından vahşi kurt dişlerinin sırıttığını gördüm…
...
Ben dünyadan ziyade kafamın içinde yaşayan bir insanım… Hakiki hayatım benim için can sıkıcı bir rüyadan başka bir şey değildir…
”
”
Sabahattin Ali (Kürk Mantolu Madonna)
“
Kendinde her şeyi yapabilecek kuvveti görmek, sonra yapılacak hiçbir şey bulamamak... Tükenmek bilmez bir sabırla bir meçhulü beklemek... Nihayet bütün bunları sisli bir havadaki ağaçlar gibi belli belirsiz, karışık bir şekilde hissetmek... Bu, uzun zaman dayanılır şeylerden değildi.
”
”
Sabahattin Ali (Kuyucaklı Yusuf)
“
Sesle iletilebilecek ne kadar duygu varsa, anında sessizliğin diline çeviriyorduk bu yüzden, duruşun diline ya da bakışın, kıpırdanışın, nefes alıp verişin, irkilişin diline.
”
”
Hasan Ali Toptaş (Ölü Zaman Gezginleri)
“
Etrafın seni sıktığı zaman kitap oku...Ben şimdiye kadar herşeyden çok kitaplarımı severdim.Bundan sonra her şeyden çok seveceğim ve kitapları beraber seveceğiz.İnsan muhitin bayağı ,manasız,soğuk tesirleriden kurtulmak istediği zaman yalnız okumak fayda verir.Bana en felaketli günlerimde kitaplarım arkadaş olmuştu.Fakat bu yetmiyor .Şiirlerimde de gördün ki kitaplara rağmen çok ıstırap çektim.Çünkü candan bir insanım yoktu.Sen benim yarım kalan tarafımı ikmal edeceksin
”
”
Sabahattin Ali (Canım Aliye, Ruhum Filiz)
“
İşte adaşım, sana seven bir Çingene'nin hikayesi. Çiçeklerin açtığı mevsimde, senin kollarına yaslanan ve çiçekler kadar güzel kokan bir vücutla uzak su kenarlarında oturmak ve öpüşmek, yoruluncaya kadar öpüşmek hoş şeydir... Seni gördüğü zaman zalimce başını çeviren mağrur bir dilberin kapısı önünde ve ay ışığı altında sabaha kadar dolaşmak, bunu candan arkadaşlara ağlayarak anlatmak, -söz aramızda- gene hoş şeydir. Fakat sevgili bir vücutta bulunmayan bir şeyi kendisinde taşımaya tahammül etmeyerek onu koparıp atabilmek, işte adaşım, yalnız bu sevmektir.
”
”
Sabahattin Ali (Değirmen)
“
Human believe what they want to believe and individual could believe according to his mind that why human never has any agreement on one ideology.
”
”
Zaman Ali (HUMANITY Understanding Reality and Inquiring Good)
“
İkimiz de aynı şehirdeyiz ve birbirimize varmamız için yarım saatten daha az bir zaman yeter.Buna rağmen o orada ben buradayım.Neden ? sebep yok...Ben burada ne yapıyorum ?Kendimi ve etrafımdakileri sıkmaktan başka ne işim var ?Onun da orada pek lüzumlu şeylerle uğraşmadığı muhakkak.Böyle bir günde oturup piyanoya çalışacak değil ya...Dünyada şimdi onunla yanyana bulunmamız kadar mantıksız ve lüzumsuz ne vardır acaba ?Hayat bir tesadüfler silsilesi imiş,ala!Fakat tesadüfün de kendine göre bir mantığı olmalı değil mi ya ?
”
”
Sabahattin Ali (İçimizdeki Şeytan)
“
Eskiden hep sinemanın "ralanti" sahneleri gibi geçen hayat, şimdi hızını gittikçe arttıran mecnun, yani bozulmuş bir çark gibi dönüyor. Transatlantiklerin, otomobillerin, tayyarelerin müthiş süratinden bahsolunuyor. Halbuki zaman bunların hepsinden daha çabuk geçiyor.
”
”
Abdülhak Şinasi Hisar (Ali Nizamî Beyin Alafrangalığı ve Şeyhliği)
“
Ne olurdu? Birbirimize birkaç sene
sonra tesadüf etmiş olsaydık! O zaman hayatımız belki bambaşka bir şekil
alırdı. O zaman sana tabi olur ve bundan zevk duyardım. Fakat şimdi, hiçbir
faydası olmadığını bile bile, yanlış ve manasız bulduğum şeylere oyuncak olmak, bütün sevgime rağmen imkânsız
”
”
Sabahattin Ali
“
Spoznal se, da je ljudstvo zanikrno in leno ter da se ne izplača, da se žrtvujes zanj. Zaman sem bil klical in vabil. Misliš, da je ogromni večini ljudij kaj do resnice? Kje neki! Svoj mir zahtevajo ter bajke za svojo lačno domišljijo. Ali pa kaj do pravičnosti? Na to se požvižgajo, da le ugodiš njihovim osebnim koristim. Nisem se hotel varati več. Če je človeštvo tako, tedaj izrabi njene slabosti, da dosežeš svoj visoki cilj, ki bi bil tudi njemu v korist, ki ga pa ne razume. Potrkal sem na neumnost in na lahkovernost ljudi. Na njihovo slo po užitkih, na njihove sebične želje. Vrata so se mi na stežaj odprla
”
”
Vladimir Bartol (Alamut)
“
Kitaplar yeni tanıdıklarına karşı çok ketum olurlar. Bir kere de onlarla laubali oldunuz mu size malik oldukları her şeyi verirler ve onlar bizim isteyebileceğimiz her şeye fazlasıyla maliktirler. Kitapları bir kadın gibi sevenler, yalnız bekar odalarının azabını daha az duyarlar. Ellerinde bir kitapla beraber yattıkları, başuçlarındaki lambayı yaktıkları zaman, bahtiyar bir evlilik hayatının daima tekrar edilen saadetini hissederler. Kitaplarla zifafa girmesini bilen adam, beşerliğinden kurtulmaya başlamıştır.
Ve biz daima, daima beşeriz.
”
”
Sabahattin Ali (Değirmen)
“
Sana ahlak vaazı verecek değilim. Yalnız, benim gibi eş dost arasında akıllı geçinen bir insanın nasıl olup da bu kadar manasız ve bomboş bir gençlik geçirdiğine herkesten evvel kendimin hayret ettiğimi söyleyeceğim… Evvela bunun farkında değildim. Kendilerini derecesiz bir zeka ve kabiliyete sahip sayan arkadaşların arasında, mukaddes ve mağrur bir aptallığa sırtımı vererek yaşıyor ve sırf bununla mühim bir şey yaptığımı sanıyordum. Ne gayem, ne düşüncem vardı. Zekam bütün kuvvetini, içinde bulunduğu ana sarf ediyordu. Yerinde bir cevap, keskin bir nükte bütün hakikatlere bedeldi. Böyle günü birlik bir fikir hayatının tabii bir neticesi olarak tezatlara, manasızlıklara, hatta edepsizliklere düşüyordum. İsteyip istemediğimi doğru dürüst bilmediğim, fakat neticesi aleyhime çıkarsa istemediğimi iddia ettiğim bu nevi söz ve fiillerimin daimi mesulünü bulmuştum: Buna içimdeki şeytan diyordum; müdafaasını üzerime almaktan korktuğum bütün hareketlerimi ona yüklüyor ve kendi suratıma tüküreceğim yerde, haksızlığa, tesadüfün cilvesine uğramış bir mazlum gibi nefsimi şefkat ve ihtimama layık görüyordum. Halbuki ne şeytanı azizim, ne şeytanı? Bu bizim gururumuzun, salaklığımızın bir uydurması… içimizdeki şeytan pek de kurnazca olmayan bir kaçamak yolu… İçimizde şeytan yok… İçimizde aciz var… Tembellik var… İradesizlik, bilgisizlik ve bunların hepsinden daha korkunç bir şey: hakikatleri görmekten kaçmak itiyadı var… Hiçbir şey üzerinde düşünmeye hatta bir parçacık durmaya alışmayan gevşek beyinlerimizle kullanmaya lüzum görmeyerek nihayet zamanla kaybettiğimiz biçare irademizle hayatta dümensiz bir sandal gibi dört tarafa savruluyor ve devrildiğimiz zaman kabahati meçhul kuvvetlerde, insan iradesinin üstündeki tesirlerde arıyoruz.
”
”
Sabahattin Ali (İçimizdeki Şeytan)
“
Trenin hareket saati gelmisti. Bir memur vagon kapisini ortuyordu. Maria Puder merdiven basamagina atladi, sonra bana egilerek, yavas bir sesle, fakat tane tane:
-"Simdi ben gidiyorum. Fakat ne zaman çagirirsan gelirim" dedi.
Evvela ne demek istedigini anlamadim. O da bir an durdu ve ilave etti:
-Nereye çagirirsan gelirim!
”
”
Sabahattin Ali
“
Death is the only fantasy that becomes real for all humans.
”
”
Zaman Ali (HUMANITY Understanding Reality and Inquiring Good)
“
Ben hayatın uzak ve yorucu bir köşesine hızla gidip gelmiş gibi oldum bir bakıma. Ardından da tuttum, zaman denen büyük silginin himmetine sığındım.
”
”
Hasan Ali Toptaş (Heba)
“
Küçük resim öyle gözümü yumup bakacak gibi fena değildi. Sen en fena resimde bile güzelsin Aliye. Sen her zaman herkesten güzelsin.
”
”
Sabahattin Ali (Canım Aliye, Ruhum Filiz)
“
İkisinin içinde de hem uzun zaman sonra tekrar görüşmenin verdiği bir memnuniyet,hem de belki bir daha görüşmeyeceklerini sezmekten doğan bir hüzün vardı. Hayat, birbirinden ayırdıklarını, kısa bir müddet için tekrar yaklaştırır gibi olsa bile, uzun zaman yan yana bırakmıyordu. Geçen günleri bir daha geri getirmek mümkün değildi ve sadece hatıralar, iki insanı birbirine bağlayacak kadar kuvvetli değildi.
”
”
Sabahattin Ali (Kuyucaklı Yusuf)
“
Hayata, realiteye, menfaatlerine döndüğün zaman içine ne şeytan kalacak ne peygamber... Vücudunun ve ruhunun ne kadar basit bir makine olduğunu öğren, istediklerini tayin et ve bunlara doğru azimle ilerlemeye başla...Göreceksin!
”
”
Sabahattin Ali (İçimizdeki Şeytan)
“
Etrafın seni sıktığı zaman kitap oku...Ben şimdiye kadar herşeyden çok kitaplarımı severdim.Bundan sonra her şeyden çok seni seveceğim ve kitapları beraber seveceğiz.İnsan muhitin bayağı ,manasız,soğuk tesirleriden kurtulmak istediği zaman yalnız okumak fayda verir.Bana en felaketli günlerimde kitaplarım arkadaş olmuştu.Fakat bu yetmiyor .Şiirlerimde de gördün ki kitaplara rağmen çok ıstırap çektim.Çünkü candan bir insanım yoktu.Sen benim yarım kalan tarafımı ikmal edeceksin
”
”
Sabahattin Ali (Canım Aliye, Ruhum Filiz)
“
Hayat, birbirinden ayırdıklarını, kısa bir müddet için tekrar yaklaştırır gibi olsa bile, uzun zaman yan yana bırakmıyordu. Geçen günleri bir daha geri getirmek
mümkün değildi ve sadece hatıralar, iki insanı birbirine bağlayacak kadar kuvvetli değildi.
”
”
Sabahattin Ali (Kuyucaklı Yusuf)
“
Peki, kendisinden her şeyi niçin almışlardı? Birçok yerlerde birçok adamların konuşmalarına kulak vermiş, onlardan daha az akıllı olmadığına kanaat getirmişti. Kuvveti de yerindeydi; şu halde sırf bir tesadüf onu böyle, ötekileri öyle yapmıştı ha? O zaman birdenbire farkına vardı ki, kendisini ve arkadaşlarını, hatta bütün kendisine benzeyenleri bir hareketten, bir kabarıştan meneden bu “tesadüfe inanma” dır. Çünkü öyle anlar olur ki, insan, çok cüretli denebilecek şeylere bile kalkar, hiç akranı olmayanlara bile hücum eder; fakat hücum edeceği şeyin yalnız bir fikir, görünmez bir kuvvet, bir “tesadüf” olması, onu yerinde oturtmaya mecbur eder… Halbuki, mademki eninde sonunda hep birdi ve hiçbir zaman şimdi olduklarından daha fena olmaları mümkün değildi, niçin “tesadüf” e de hücum etmekten çekinmeliydi?
”
”
Sabahattin Ali (Değirmen)
“
Bir kadın herhangi bir şekilde hoşuma gidince ilk yaptığım iş ondan kaçmak olurdu. Karşı karşıya geldiğim zaman her hareketimin, her bakışımın sırrımı meydana vuracağından korkar, tarif edilmesi imkânsız, adeta boğucu bir utanma ile dünyanın en zavallı bir insanı haline gelirdim.
”
”
Sabahattin Ali
“
Kaybedilen en kıymetli eşyanın, servetin, her türlü dünya saadetinin acısı zamanla unutuluyor. Yalnız kaçırılan fırsatlar asla akıldan çıkmıyor ve her hatırlayışta insanın içini sızlatıyor. Bunun sebebi herhalde "bu böyle olmayabilirdi!" düşüncesi, yoksa insan mukadder telakki ettiği şeyleri kabule her zaman hazır.
”
”
Sabahattin Ali (Kürk Mantolu Madonna)
“
İnsan, ne denli çaba gösterirse göstersin ve kaçınılmazlığa ne denli inanırsa inansın,ayrılığa hiçbir zaman hazırlanamıyor çünkü.Hazırım,dediği anda bile içinde ele geçiremediği bir nokta kalıyor sürekli;ayrılığa alıştıramayacağı,sızlanışlarını durduramayacağını bir nota kalıyor.Acıyı yüklenip çoğaltacak bir nokta...Belki de,yalnızca bu noktanın ele geçirilemeyişi yüzünden,birçok terkediliş anında gerekli gereksiz bir yığın şey konuşur insanlar;içlerindeki o noktayı örtebilmek için gülünç tartışmaların tozuna dumanına boğuluyorlar,geçmişe ve geleceğe acımasızca saldırıp kendi yarattıkları harabelerin ortasında yuvarlanıyorlar.
”
”
Hasan Ali Toptaş (Sonsuzluğa Nokta)
“
Human as an intellectual being needs answers about the existence for the purpose of knowing the way to live.
”
”
Zaman Ali (HUMANITY Understanding Reality and Inquiring Good)
“
Everything is different and nothing is same in the universe.
”
”
Zaman Ali (HUMANITY Understanding Reality and Inquiring Good)
“
There is bad in good and there is no good in bad.
”
”
Zaman Ali (HUMANITY Understanding Reality and Inquiring Good)
“
Passion belongs to nothing and reason belong to many things that’s why reason it is better than passion.
”
”
Zaman Ali (HUMANITY Understanding Reality and Inquiring Good)
“
Power is like prostitution and it could have pleasure for a while but it has to go to another man
”
”
Zaman Ali (HUMANITY Understanding Reality and Inquiring Good)
“
Every political mean is imperfect.
”
”
Zaman Ali (HUMANITY Understanding Reality and Inquiring Good)
“
Gözlerinse maviydi, nereye bakarsan bak, iki damla deniz içini çeke çeke kendini martısızlığa vuruyordu.
”
”
Hasan Ali Toptaş (Ölü Zaman Gezginleri)
“
Kendisinden daha dün ayrılmış gibi taze bir hasret duydum. Kaybedilen en kıymetli eşyanın, servetin, her türlü dünya saadetinin acısı zamanla unutuluyor. Yalnız kaçırılan fırsatlar asla akıldan çıkmıyor ve her hatırlayışta insanın içini sızlatıyor. Bunun sebebi herhalde, "Bu öyle olmayabilirdi!" düşüncesi, yoksa insan mukadder telakki ettiği şeyleri kabule her zaman hazır.
”
”
Sabahattin Ali (Kürk Mantolu Madonna)
“
Onun birçok hislerinin, düşüncelerinin benimkilere ne kadar benzediğini gördükçe, aramızdaki yakınlığı daha kuvvetle hissederek seviniyor; fakat onun bir noktada benden ayrıldığını, hakikatleri kendi kendisinden saklamayı, ne pahasına olursa olsun, kendisini aldatmayı asla istemediğini anladığım için korkuyordum. Çünkü müphem bir his bana, kim olursa olsun bir insanı tamamen gördükten ve gördüklerini kendine saklamadıktan sonra, ona hiçbir zaman büsbütün yaklaşılamayacağını fısıldıyordu.
”
”
Sabahattin Ali (Kürk Mantolu Madonna)
“
Oda sözcüğünün yalnızca odayla sınırlanamayacağını, insanın her türlü kuşatılmışlığının, kendi kendini daraltışının, başka olaylara bağlayamadığımız her olayın, dahası ülkelerin, ülkelerin bulunduğu dünyanın, dünyanın ve gezegenlerin dönüp durduğu evrenin de bir oda sayılabileceğini mırıldandı.
”
”
Hasan Ali Toptaş (Ölü Zaman Gezginleri)
“
Aşk bence bu istemektir. Mukavemet edilmez bir istemek!"
O zaman onu yakalamış gibi kendimden emin bir edayla: "Bu
söylediğiniz bir an meselesidir" dedim. "İçinizde mevcut olan sevgi,
alaka, sarih olarak bilinmeyen bazı vesilelerle, zamanı tayin
edilemeyecek olan bir anda, birdenbire birikir, tekasüf eder*; nasıl tatlı
tatlı ısıtan güneş ışığı bir adeseden geçtikten sonra bir noktada
toplanıyor ve yakmaya başlıyorsa, kuvvetini fevkalade artıran bu sevgi
de sizi sarar ve tutuşturur. Onu dışarıdan birdenbire gelen bir şey
zannetmek doğru değildir. O, içimizde zaten mevcut olan hislerin bizi
şaşırtacak kadar şiddetleni vermesinden ibarettir.
”
”
Sabahattin Ali (Kürk Mantolu Madonna)
“
Bu oda karanlık” diyordum, “bu oda yalnız bugün değil, her zaman böyle karanlık.. Burada kitaplarımla ben yaşarız ve bize aydınlık getirecek kimsemiz yok… Ben burada yalnızlığı bardak bardak içiyorum. Ve ihtiyar kanepelerle konuşmak istediğim zaman, onlar artık bana anlatacak yeni bir şey bulamıyorlar.. Sen bu odaya hiç görülmemiş bir şey gibi geldin.. Bu sarı duvarlar, bu yıllanmış eşya seni bir daha unutamazlar. Bana her gün senden bahsedeceklerdir. Onlar da benimle beraber seni arayacaklar, buraya her girişimde sorucu gözlerle bakarak: “Nerede o?..” diyeceklerdir. Tahmin etmiyorum ki senin bulunduğun yerler buradan daha aydınlık olsun. Buraya gelmek, tekrar başını göğsüme koymak, ellerini böyle yumruk yaparak avucuma vermek istediğin anlar olacaktır. O zaman hiç düşünmeden gel; beni kitaplarımın temiz arkadaşlığından ayıracağından korkma..
”
”
Sabahattin Ali
“
Onun bana böyle yapmaya ne hakkı vardı? Senelerden beri, boşluğunu apaçık görmeden, şöyle böyle bir ömür sürmüş, insanlardan kaçsam bile, bunu tabiatımın acayipliğine vermiş, sürüklenip gitmiştim, fakat beni memnun edecek hayat hakkında da bir fikrim yoktu. Yalnızlığımı hissediyor ve üzülüyordum fakat bundan kurtulmanın mümkün olabileceğini ummuyordum. Maria, daha doğrusu onun tablosu karşıma çıktığı vakit, bu haldeydim. O beni birdenbire sessiz ve karanlık dünyamdan ayırmış, ışığa ve sahiden yaşamaya götürmüştü. Bir ruhum bulunduğunu ancak o zaman fark etmiştim. Şimdi, geldiği kadar sebepsiz ve ani, çekilip gidiyordu. Fakat benim için bundan sonra eski uykuya dönmek imkânı yoktu. Yaşadığım müddetçe türlü türlü yerler gezecek, dilini bildiğim ve bilmediğim insanlarla tanışacak ve her yerde, herkeste onu, Maria Puder'i, Kürk Mantolu Madonna'yı arayacaktım. Onu bulamayacağımı daha şimdiden biliyordum. Fakat aramamak elimde olmayacaktı. Beni, bütün ömrümce bir meçhulü, mevcut olmayan bir şeyi aramaya mahkûm ediyordu.
”
”
Sabahattin Ali (Kürk Mantolu Madonna)
“
Sonra, Motel Rom’un derinliklerinde yankılanan kaygılı bir sesle, herkes gibi benim de serap gördüğümü söyledi. Ona göre, ruhumda uğuldayıp duran boşluğu doldurabilmek, giderek dipsiz bir boğuntu kuyusuna dönüşen, şu lanet olası hayatın ağırlığına katlanabilmek, ya da içimde açılan çeşitli yaraları onarabilmek için, belki
de farkına bile varmadan ben yaratmışım bu serabı… Hatta, işi gücü bırakıp günden güne onu büyütmüş, parıltılarını bakışlarımla beslemiş ,her yanını iyice allayıp pullamış, sonra hızımı alamayıp Alaaddin diye adlandırmış ve işte bütün bunların sonucunda da, uğruna deli divane olunacak, göz kamaştırıcı bir hale getirmişim. Bu, insanoğlunun baştan beri kurtulamadığı ve sonsuza dek de asla kurtulamayacağı, tuhaf bir yazgıymış zaten, önce ne yapıp edip binbir güçlükle, kıvrana kıvrana yaratır, sonra yaratma sevinci gibi gözüken hazin bir teslimiyetle yarattığının kulu kölesi olur, ardından da ille onu ellerimin arasında tutacağım, ya da içinden bir daha, bir daha doğacağım diye, kendini hırpalıya hırpalıya helak olur gidermiş…İşte ben de öyleymişim şimdi;elime umut denen o en eski ve en dayanıklı bastonu almış, çile odalarından fırlayan dervişler gibi soluk soluğa gözlerimdeki serabın parıltılarına doğru koşuyormuşum. Boşuna koşuyormuşum tabi… Anlaşılan, insanoğlunun, kendi yarattığı şeyi bile elinde tutamayacak kadar zayıf ve çaresiz bir yaratık olduğunu bilmiyormuşum daha. Hatta ben, kendi dışımda kalan birçok şeyi bilmediğim gibi, ne yazık ki insanın aradığını hiçbir zaman, hiçbir yerde bulamayacağını da bilmiyormuşum. Bulamazmış oysa… Ona benzer birtakım şeylerle karşılaşabilirmiş belki, çoğu kez bunlardan bazılarını aradığı şeyin ta kendisi sanabilir, hatta onlara bir an için sımsıkı, hiç kopmamacasına sarılabilir ve işte böylece, insanın algılama zayıflığından doğan tatlı bir yalanın içinde bir süre de olsa oyuncağına kavuşmuş bir çocuk gibi avunabilmiş ama, nedense aranan asıl şey hep insanın içinde kalırmış… Hem de, kimi zaman kılık değiştirip kendini başka bir şeymiş gibi kabul ettirerek, kimi zaman da bir el hareketinin nedensizliğine, bir bakışın bulanıklığına, bir iç çekişin derinliğine ya da bir soluk alıp verişin alışılmışlığına gizlenip kalırmış… Bu yüzden, olsa olsa bu arayışın sonunda ben, eğer tat alma kapılarımın hepsi ardına kadar açıksa, ancak arayış boyunca çekeceğim zevkli bir ıstırabın damaklarımda kalan tadını bulabilirmişim. Ama olsunmuş; gene de bir an bile yılmadan, aramayı hep sürdürmeliymişim. Herkesin nicedir aramayı unuttuğu bir şeyi, farkına bile varmadan herkes adına arıyor olabilirmişim çünkü… Bakılmasınmış benim böyle Alaaddin, Alaaddin deyip durduğuma; bu Alaaddin, pekala hiç tadılmamış bir özlemin, kelimelere hiç dökülmemiş bir duygunun, henüz şekline göz değmemiş bir eşyanın, ya da hayali bile kurulmamış bambaşka bir hayatın adı olabilir,
”
”
Hasan Ali Toptaş
“
Yaşım ilerledikçe öksürüğümün onunkine benzemesine, bir şey yerken ağzımdan onunki gibi ses çıkmasına ve onunki gibi upuzun bir boyum olmasına karşın, kimi zaman gerçekten babam olup olmadığından şüphelendiğim bu adamın görüntüsü gözlerimin önünde yavaş yavaş belirir ve giderek netleşirdi. Çekine çekine, başka, ama çok başka bir baba yaratırdım onun bu görüntüsünden. Gerçi yarattığım babanın hiçbir zaman yere basamayacağını, direksiyon tutup vites değiştiremeyeceğini, şanzımanı tek başına söküp göbeğinin üstüne indiremeyeceğini, vites balatasını ayarlayamayacağını ya da radyatörün önünde büyük bir sabırla saatlerce dikilerek, peteklere yapışıp yapışıp ölen sinekleri avucunda toplayamayacağını bilirdim. Hatta, onun bütün bunlardan nefret edeceğini ve ben ne denli didinirsem didineyim, gerçek babama benzemeyeceğini de bilirdim. Sonra onun, binlerce yıl hiç kıpırdamadan yüz yüze dursak bile beni tanıyamayacağını da bilirdim. Belki onun, elimden hiçbir zaman istediğim gibi tutamayacağını, bana hiçbir zaman sarılamayacağını ve sert sakallarıyla yüzümü acıta acıta öpemeyeceğini de bilirdim ama, gene de vazgeçemezdim onu yaratmaktan. Bir baba yaratmanın tadı, yaşamın bütün tatlarından daha güzeldi çünkü; ister hamurdan yaratılsın, ister tahtadan, ister çerden çöpten... İnanılmaz bir sarhoşluk veriyordu insana; kendi yokluğunu doğurmak gibi bir şeydi bu; var olmadan önceki boşluğunuza, var olduktan sonra dokunmaktı bir anlamda; o boşluğu gönlünüzce doldurmaktı; tatların, güzelliklerin ve şehvetin, evet pespembe ve karanlık bir şehvetin sınır çizgisini hızla geçip sonra yeniden hızla geçmekti... Belki bütün bunların temelinde, yenilenip değiştirilmeden sürdürülen, yenilenmesi hiç mümkün olmayan, tekdüze ve zorunlu bir baba sevgisi vardı. O sevgiden su içen çürümüş bir yorgunluk; düşmanlık yani; minik başkaldırılarla törpülenen ve üstü el öpmelerle, aynı sofraya oturmalarla, aynı ateşte ısınıp aynı soğukta üşümelerle örtülmüş, nedeni nedensizliğinde saklı, itirafı güç, hatta imkansız bir düşmanlık vardı.
”
”
Hasan Ali Toptaş (Sonsuzluğa Nokta)
“
Hep birden:
Elhamdü-l-illah Müslümanız, diye cevap vereceklerini sanıyordum,
Fakat öyle olmadı. Cevaplar karıştı. Kimisi «İmamı â'zam dinindeniz" dedi. Kimisi ”Hazreti Ali dinindeniz” dedi. Kimisi de hiçbir din tayin edemedi. Arada:
—İslâmız, diyenler de çıktı ama; peygamberiniz kimdir? deyince, onlar da puslayı şaşırdılar.
Akla gelmez peygamber isimleri ortaya atıldı. Hatta birisi:
— Peygamberimiz Enver Paşa'dır! dedi.
İçlerinden peygamberin adını duymuş olan birkaçına da:
Peygamberimiz sağ mı? Ölü mü? deyince iş gene çatallaştı.
Herkes aklına gelen cevabı veriyordu. Bir kısmı sağ, bir kısmı ölüdür tarafını tuttu. Fakat birisinin kuwetle konuştuğunu, yahut bir tarafin daha ağır bastığını görünce, diğer tarafin da kolayca o tarafa kaydığı görülüyordu.
Peygamberimiz sağdır diyenlere:
— O halde peygamberimiz hangi şehirde oturur, diye sordum.
Cevaplar tekrar karıştı. Onu İstanbul'da, Şam'da yahut Mekke'de yaşatanlar oldu. Hiçbir yer tayin edemeyenler daha çoktu. Peygamber ölmüştür diyenlere de:
— Peygamberimiz ne kadar zaman evvel öldü? denildiği zaman bu sefer onlar şaşırdılar.
Yüz sene önce, beş yüz sene önce, bin sene önce diye gelişigüzel cevaplar verenler oluyordu. Fakat çoğu, vakit tayin edemiyordu.
Dinimizin adı ve peygamberimiz bilinmeyince de, din ilkelerini ve ibadetleri doğru dürüst bilen hiç kimse çıkmadı. Ezan dinlemişlerdi. Fakat ezan okumayı bilen yoktu. Namaz kılan bir iki kişi çıktı. Fakat onların da hiçbiri, namaz surelerini yanlışsız okuyamadı. Daha garibi, niçin namaz kıldıklarını bir türlü anlatamadılar. Sonra:
- Köyünde cami olanlar ayağa kalksın, dedim,
Gerçi köylerinde cami olan birkaç kişi kalktılar. Fakat onlar da bayramlarda, cumalarda âdet yerini bulsun diye camiye gitmişlerdi. Köylerinde mektep olan bir tek kişi çıkmadı. Bazı camili köylerde, cami odasında küçük çocuklara imam tarafından Kur'an ezberlettirilmeye çalışıldığını görmüşlerdi. Ama usulü dairesinde ve ayrı bir köy mektebi gören kimse yoktu.
İlk ders beni şaşırtmıştı. Bu bölük, o zamanki milletin bir parçasıydı. Hepsi de Anadolu köylüleriydiler. Biz Anadolu köylüsünü dindar, mutassıp bilirdik. Halbuki bu gördüklerim sadece cahildiler.
Fakat asıl şaşkınlığım ikinci derste oldu, Daha ilk sual cevaplarda anlaşıldı ki, bu askerler yalnız hangi dinden olduklarını değil, hangi milletten olduklarını da bilmiyorlardı.
— Biz hangi milletteniz, deyince her kafadan bir ses çıktı:
Biz Türk değil miyiz? deyince de hemen:
— Estağfurullah!... diye karşılık verdiler.
Türklüğü kabul etmiyorlardı. Halbuki biz Türk'tük. Bu ordu Türk ordusu idi. Türklük için savaşıyorduk. Asırlarca süren maceralardan sonra son sığınağımız ancak bu Türklük olabilirdi. Fakat ne çare ki, bu "Biz Türk değil miyiz?” diye sorunca "Estağfurullah" diye cevap verenlerin görüşüne göre, Türk demek Kızılbaş demekti. Kızılbaşlığın İse ne olduğu bilinmiyordu. Ama, onu herhalde kötü bir şey sayıyorlardı. Yahut belki de aslında Kızılbaş oldukları halde böyle görünüyorlardı.
Anadolu'da vaktiyle binlerce, on binlerce insan Kızılbaş oldukları için öldürülmüşlerdi. Gerçi bu öldürülenler hakiki saf Türk aşiretler halkı, Oğuz Türkleri'ydiler. Demek ki korku hâlâ yaşıyordu...
Dininde, milliyetinde birleşmiş olmayan bu bölük, dersler ilerledikçe görüldü ki, devletin şeklini, devletin adını, padişahın İsmini, devletin merkezini, başkumandanı ve onun vekilini de bilmemektedir.
Hele iş, vatan bahsine dönünce, büsbütün karıştı. Kısacası, vatanımızın neresi olduğunu bilen yoktu. Yahut da bütün bilgiler, belirsiz, köksüz, şekilsiz ve yanlıştı. - Suyu Arayan Adam Sayfa 87
”
”
Şevket Süreyya Aydemir (Suyu Arayan Adam)
“
Atatürk'ün soyu ile ilgili elimizdeki en sağlam bilgiler öncelikle kendisinin, annesinin, kardeşi Makbule Hanım'ın anlattıklarıdır. İkinci olarak, kendisini ve ailesini tanıyan Hacı Mehmet Somer gibi, kimi çocukluk arkadaşlarının verdiği bilgilerdir. Mustafa Kemal dahil aile fertlerinde kuvvetli bir "Yörük, Türkmen olma" bilinci vardır: Makbule Hanım, E. B. Şapolyo'nun sorduğu "babanız nerelidir?" sorusuna şu cevabı vermiştir: "Babam Ali Rıza Efendi yerli olarak Selaniklidir. Kendileri Yörük sülalesindendir. Annem her zaman Yörük olmakla iftihar ederdi. Bir gün Atatürk'e 'Yörük nedir? diye sordum. Ağabeyim de bana 'Yürüyen Türkler' dedi." Yine Şapolyo'nun Ruşen Eşref Ünaydın'dan naklettiğine göre, "Atatürk, çok kere benim atalarım Anadolu'dan Rumeli'ye gelmiş Yörük Türkmenlerdendir derlerdi.
”
”
Ali Güler (Sarı Mustafa'm)
“
Mustafa Kemal'i Tahsil Devresinde Etkileyen En Önemli Olay
Mustafa Kemal, bu sırada Manastır Askeri İdadisi'nin ikinci sınıfında idi. Seferberlik olduğu için delikanlılar davul zurna şenlikleri içinde ellerinde layraklar olduğu halde cepheye gidiyorlardı. Askerliğe çağrılmayanlardan gönüllü olanlar da çoktu. Bunların arasında bıyıkları henüz terlememiş çocuklar bile vardı. İdadi talebeleri, akın akın Manastır'dan geçen taburları seyrederlerken, içleri içlerine sığmıyordu. Mustafa Kemal, gönüllü gitmek isteyenlerin başında idi. Türlü sebepler bu isteğine engel oldu. Savaş çok kısa sürmüştü. Ethem Paşa kumandasındaki Alasonya Ordusu, Yunanlıları önüne katmış ilerliyor, şehir ve kasabalar işgal ediyordu. 24 Nisan'da Tırnova, ertesi günü Yenişehir zaptolundu. Türk ordusu 5 Mayıs'ta Farsala'da kurulmuş olan Yunan savunma hattını parça parça etmiş ve parlak bir zafer kazanmıştı. Yunanlılar son dayanma noktası olarak Dömeke'yi seçmişler ve burada toplanmışlardı. 16 Mayıs'ta Türk-Yunan harbinin en büyük ve en önemli savaşı, Türk ordusunun Dömeke'ye taarruzu ile başladı. Düşman buradan da sökülüp atılmıştı. Prens Konstantin selameti firarda aramış, gece karanlığından faydalanarak güçbela kaçabilmişti. Yunan ordusunun ricati bozgun halini almıştı. 19 Mayıs'ta Forga Boğazı da işgal olunmuştu. Termopil Geçidi Türk askerlerinin gözü önünde idi. Artık Atina yolu açılmıştı. Mukavemet imkânı kalmamıştı.
Zafer haberleri, Osmanlı İmparatorluğu'nun her tarafında bayram sevinci yaratıyordu. Manastır bayraklarla donatılmıştı. Geceleri fener alayları yapılıyordu. "Padişahım çok yaşa!" avazeleri göklere yükseliyordu. Bu temenniye Mustafa Kemal de bütün samimeyeti ile katılmıştı. Türk ordusu son ve kati darbeyi vurmak için hazırlanırken, İstanbul'dan mütareke emri geldi. Türklerin ilk zaferleri üzerine Atina'da panik başlamıştı. Savaş taraftarları sinmiş, Deliyani Kabinesi istifa zorunda kalmış, yerine geçen Rallis Hükümeti, Rusya'ya müracaat etmişti. Çar İkinci Nikola, padişaha bir telgraf çekerek, kazandığı zaferlerin kan dökülmesine mani olacak bir mütareke ile taçlandırılmasını saygılı bir ifade ile rica etmişti. Bunun üzerine Sultan Hamid, Ethem Paşa'ya muhasematın kesilmesi emrini vermişti. Mütareke imzalandı.
Zafer kazanılmış, fakat nimetlerinden faydalanılamamıştı. Zaman zaman bu olaya temas eden Mustafa Kemal, bize şunları söylemiştir:
- Hocalarımız bize, bütün Yunanistan'ın işgalinin mümkün olduğunu söylemişlerdi. Mütareke haberi gelince aydın fikirli okul zabitlerimiz, büyük teessür duydular. Biz, onların yüzlerinden bunu anlıyorduk. Fakat bir şey soramıyorduk. Yalnız arkadaşım Nuri (Cumhuriyet Devrinde Milletvekili Nuri Conker) genç bir zabitin, böyle olmamalıydı, yazık, çok yazık diyerek ağladığını anlattı. Manastır sokaklarında yine şenlikler yapılıyor, yine "Padişahım çok yaşa!" avazeleri yükseliyordu. Ben ilk defa bu temenniye katılmadım.
”
”
Ali Fuat Cebesoy (Sınıf Arkadaşım Atatürk)
“
Mustafa'nın babası Ali Rıza Efendi, anası da Zübeyde Hanım'dı. Zübeyde Hanım, Bulgar sınırının ötesindeki Slavlar kadar sarışındı; düzgün, beyaz bir teni, derin ama berrak, açık mavi gözleri vardı. Ailesi Selanik'in batısında, Arnavutluk'a doğru, sert ve çıplak dağların geniş, donuk sulara gömüldüğü göller bölgesinden geliyordu. Burası, Türklerin Makedonya'yı ve Tesalya'yı almalarından sonra Anadolu'nun göbeğinden gelen köylülerin yerleştikleri yerdi. Bu yüzden Zübeyde Hanım, damarlarında ilk göçebe Türk kabilelerinin torunları olan ve hâlâ Toros Dağları’nda özgür yaşamlarını sürdüren sarışın Yörüklerin kanını taşıdığını düşünmekten hoşlanırdı. Mustafa da annesine çekmişti; saçları onun gibi sarı, gözleri onun gibi maviydi. Annesinin, üzerindeki etkisi büyük oldu. Mustafa bu etkiye zaman zaman saygıyla, zaman zaman da başkaldırarak karşılık verdi. Bir halk kadını olan ve bundan başka türlü görünmek de istemeyen Zübeyde Hanım güçlü bir iradeye ve sağlam bir köylü güzelliğine sahipti. Doğuştan akıllı bir kadındı, yalnız yeteri kadar eğitim görmemiş, okuma yazmayı ancak öğrenebilmişti.
”
”
Lord Kinross (Ataturk The Rebirth of A Nation)
“
Bence sanatkâr, kendinden başkalarına vermeye başladığı zaman sanatkâr olur.
”
”
Sabahattin Ali (Urdu Translation Huma Anwar)
“
Neden uzun uzun dertleşmedik? Belki o zaman birçok şeyler başka türlü olurdu...
”
”
Sabahattin Ali (İçimizdeki Şeytan)
“
That is not your decision. It can never be,” Anwar said. He took her by the arm and forcibly walked her back to her own home, with two of his sons helping and Ismatullah still holding Ali back from intervening. It was nearly midnight, and the Zaman household was already aroused, aware that Zakia had bolted. Gula Khan was on the rooftop with another brother
”
”
Rod Nordland (The Lovers: Afghanistan's Romeo and Juliet, the True Story of How They Defied Their Families and Escaped an Honor Killing)
“
Garsunni'me Ebu'l-Hasen Muhammed b. Hilâl b. el-Muhassin b. İbrahim b. Hilâl es-Sâbi'nin Kitabü'r-rebî adlı eserinde şu kayıtlan okudum. Bunları, ayrıca, Garsunni'me Ebu'l-Hasen'in, kendisine haber verdiği Ebû Abdullah el-Humeydî'den haber alan Ebu'l-Feth Muhammed b. Abdülbâki b. el-Buttî'den rivayetine izin almak suretiyle Bağdad'Iı Ebû Muhammed Abdüllâtif b. Yusuf b. Ali ve başkaları da bize haber verdiler; Garsunni'me demiştir ki:
"Horasanlılardan birisi bana şunları söyledi:
'Adudu'd-devle lâkablı Alp-Arslan b. Davud çocuk iken ava çıkmıştı. O, yolda zayıf bir ihtiyar gördü. İhtiyar, (topladığı) dikenleri başının üstüne yüklemiş, onları taşımaktan bir hayli acı ve ıztırap çekmiş ve iyice yorulmuştu. Alp-Arslan ona: "Ey ihtiyar", onun da "Buyur" demesi üzerine Alp-Arslan: "Bu düşkün ve yaşlı halinle çektiğin bu sıkıntı ve yorgunluktan seni kurtarmamı ister misin?" dedi. Alp-Arslan'ın kendisini bu sıkıntıdan kurtaracak bir şey yapacağını, ya da yardım edeceğini sanan diken taşıyan ihtiyar: "Peki, vallahi (isterim) Efendimiz" dedi. Bunun üzerine Alp-Arslan, ihtiyara bir ok atıp onu olduğu yerde öldürdü. Bu olay, Alp-Arslan'ın çocukluk ve cahillik çağlarında vuku bulmuş olup onu, bu işi yapmaya sevkeden şey, içindeki delikanlılık heyecanı idi. Esasen o, olgunluk çağında ve saltanat tahtına oturduğu zaman, sultanların en adili, ahlâk bakımından en güzeli, cihat ve dine yardım hususlarında onların en isteklisi idi'".
”
”
Ali Sevim (Biyografilerle Selçuklular tarihi)
“
Ben bir insanda bu kadar iyilik bulunabileceğine inanayım mı? Belki başka zaman inanırdım... Fakat bugün... Bugün inanmak mümkün mü? Bir insan diğer bir insana kötülükten başka ne yapabilir?
”
”
Sabahattin Ali
“
Şimdi onun için ben kendi kitaplarımda hem bir görüş açısına hem bir yazı sistemine daima bağlı kalmışımdır. O da demin ifade ettiğim şeydir, yani bu diyalektik bir dünya görüşünün eseridir ki ben bunu bu diyalektik dünya görüşünü hem kendi formasyonumun hem bunu takip eden devrin sadık kaldığım prensipleri sayarım. O da şudur: Madem olaylar, şartların neticesidir, o halde bir kitap yazarken, bir biyografi eseri veyahut vs... Evvela şartları verelim. O kadar şartları verelim ki okuyucu şartları okuyup bitirdiği zaman arkasından ne geleceğini bilsin. Nitekim ben Tek Adam'da bunların tasfiyesi hareketinden bahsetmeden evvel, evvela ihtilâllerin kanunu bahsini koymuşumdur. Bütün ihtilâller evlâtlarını yer. Bu doğru mudur? Doğrudur. Evlâtlarını yemesi de mi doğrudur? Evet, evlâtlarını yemesi de doğrudur. Niçin? Çünkü ihtilâl, cebir ve zor işidir. O halde bu cebri, zoru yönetenler evvela muayyen bir merhalede, kadro, önde gelen yani idareciler, kumandanlar, liderler filân... bir zaman için tek bir hedefte birleşmişlerdir, misal vereceğim. Mesela İstiklâl Harbi zamanında. Her biri ayrı formasyonda, ayrı terbiyede, ayrı ilimde adamlar olmakla beraber, Karabekir'ler, Ali Fuat Paşa'lar vs. bir tek fikirde birleştiler. Ne idi bu? Düşmanı vatandan atmak. Düşmam vatandan atmak için münakaşa edilecek hiçbir taraf yoktur. O halde bütün mücadele, her biri kendi sahasında, hattâ birbirinden emir almadan icâbında, düşmanı kovmak için ne lâzımsa yapmışlardır. Günün birinde düşman kovulmuştur vatandan. Düşman vatandan kovulunca, şimdi hak sahipleri teşekkül etmiştir. Bilmem anlatabiliyor muyum? Hak sahibi teşekkül etti. Malûm ya bir cephede bir saat nöbet bekleyen asker dahi 20 sene sonra evinde onu dinlerseniz, çocuklarına anlatırken, nerede ise harp onun eseridir. Haklı mıdır? Haklıdır. Neler çektik der. Halbuki bir saat nöbet beklemiştir. Halbuki o kumandanlar ve bu liderler bir saat nöbet beklememiştir. Harbin bütün musibetlerini, sıkıntılarını vs.ni yaşamışlardır. Binaenaleyh hak sahibidirler bu zaferde.
”
”
Abdi İpekçi (İnönü Atatürk'ü Anlatıyor)